Beyoğlu

İstanbul turlarının 2. bölümünde katıldığım Beyoğlu 1 gezisi, Turgay Tuna Hocamızın zengin bilgisi ile edindiğim bilgi birikimiyle ve tabiki keyifle tamamladık. En başta Taksim anıtından başlayan geçmişe yolculuğumuzdan ufak notlar;

Taksim Anıtı: 1928 yılında ünlü İtalyan heykeltraş Pietro Conanico’ya  anıt yaptırılır. Anıtın açılış törenine yaklaşık 30.000 kişi katılır, anıtın üzeri örtülü ve ihtişamla İstiklal Marşı eşliğinde ortaya çıkartılır. İlk figüratif anıtlarımızdan biridir. İki yanda Kurtuluş Savaşındaki Türk askerleri, Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü ve rus general Varoşilov bulunur. Generalin heykelinin konulmasını Mustafa Kemal ister, ülkeye yardımlarından dolayı şükran amaçlı. Anıtta önemli unsurlardan biride Türk Kadınını temsil eden heykellerin açık olması, modern Türk Kadınını vurgular.

Taksim Kışlası: 1780 – 1940 yılları arasında günümüzde Taksim Gezi Parkı’nın durduğu yerde bulunan yapı. 1780 3.Selim zamanında Tophane Müşiri  Halil Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kışla 1860-1870 yılları arasında Osmanlı ordusunun modernleştirilmesi sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca 31 Mart İsyanın’nda önemli bir yeri vardır. İsyandan sonra kışla önemini yitirmiş askeri olmayan amaçlar için kullanılmaya başlamıştır. Binanın orta kısmındaki eğitim alanı Cumhuriyetin ilanından sonra futbol sahası haline getirilmiş, Taksim Stadı adını alan bu sahada 1923 yılında Türkiye Milli Futbol Takımı ilk resmi maçını Romanya’ya karşı yapmıştır.

Maksem: İstanbul’a su dağıtmak amacıyla inşa edilen su deposu  1703-1730 3.Ahmet suyla çok haşır neşir olmuş bir padişahtır. Belgrad’ta çeşme ve bunun gibi çeşitli yerlerde çeşmeler ve künk sistemleri ile suyu dağıtma  şebekesi kurmuş 1730 da Patrona Halil İsyanı ile tahttan indirilip 1. Mahmut geçer ve Maksemi bitirir. Kefeki taşı Bakırköy taşocaklarında yapılır. Herşeye suyla hayat verilecek yazılı Arapça yazı yazılır. Barok mimarisi mevcut olan yapıda istiridye oymaları ve kuş yuvaları dikkat çeken hususlarındandır.

1928 yılında eski tabelalar indirilip, yerine İstiklal Caddesi yazısı konur.

Cafe D’europe - Eptalofhos : Taksim Meydanı’ndan İstiklal Caddesi‘ne girerken sol tarafta sıralanan dönerciler, hamburgercilerin yerinde 1870 li yıllarda Cafe D’europe açılır. İlk sahibi Rum asıllı olan kişiden Hohannes Agopyen binayı devralıp Eptalofhos (Yeditepe) isminde kahvehane açar. Bir kısmında Osmanlı Musikisi çalınıp, Deniz kızı Eftelya’nın bile şarkılar söylediği mekan haline gelir.  1920′lere kadar bu isimle anıldıktan sonra Ulus Kahvesi’ne dönüşen eptalofos, aralarında edip cansever, attila ilhan, behçet necatigil, fazıl hüsnü dağlarca, oktay akbal ve leyla erbil gibi çok sayıda ismin müdavimi olmasıyla da tarihteki yerini almış.

Dingo’nun Ahırı: Maksem’in aşağısına doğru Fransız Konsolosluğunun sokağında bulunan ahır, Atlı Tramvaylar zamanında, tramvaylar 2 atla çekilirken dik Şişhane yokuşunu  çıkabilmek için Azapkapı’dan takviye at alarak yokuşu çıkabilirlermiş. Tramvay bu haliyle Taksim e kadar gelir,  burada çıkartılan  atlar, bu gün Taksim alanının batı kısmındaki sular idaresi maksemi ile Fransız  konsolosluğu arasında bir ahırda bir süre dinlendirildikten sonra tramvaya  bağlanmadan boş olarak Azapkapı ya götürülürlermiş. Taksim deki bu ahırı Dingo adlı bir rum vatandaş işletirmiş. Gün boyu bir sürü atın girip çıkmasından  dolayı dilimizdeki ” Burası Dingo’ nun ahırı mı giren çıkan belli değil ”  sözünün buradan geldiği söylenir.

Mahmut Kundura: İstiklal Caddesi girişinde, sol kaldırımda bulunan küçük dükkan, Mahmut Kundura 1936′dan bugüne kadar ürettiği el yapımı ayakkabılarla dünyadaki benzerlerine denk kalitede ayakkabılar yapıyor. İsmet Paşa’dan, Alman büyükelçi Franz Von Papen ve birçok siyasetçi ve ünlü isme ayakkabı yapan Mahmut, halen yurtiçi ve yurtdışından sipariş alarak üretime devam ediyor.

Fransız Konsolosluğu Binası: 1760′larda yapılan, Fransız Veba Hastanesi genelde bulaşıcı hastalıklar için kurulmuştur. Musevi, Hristiyan, Müslüman ayırımı yapılmadan hastalara bakılan hastane, ormanlar arasında insanlardan uzak, izole olduğu için seçilmiştir. 1871′de çıkan yangınla kapatılıp, yeniden inşa edilerek 1923 Cumhuriyet sonrası konsolosluk oluyor. Fransız Kültür Merkezi bulunan binada çokça Fransızca eser, süreli yayın bulabilmek mümkün.

Hüsn-ü Tabiat Lokantası: Günümüzdeki adıyla Hacıbaba Lokantası, İstiklal Caddesi’nde, Fransız Kültür Merkezi’nin hemen karşısında yer alır. 1921 yılında tabiatın güzelliği anlamına gelen Hüsn-ü Tabiat adıyla açmış kapılarını. 1950’ye kadar da bu adı korumuş. Üç farklı yemek salonu olan Hacı Baba’nın en göz kamaştıran bölümü VIP salonu. Duvarlarda asılı şehzade ve padişah tabloları birazdan sultanlara layık bir ziyafet çekeceğinizin işareti gibi. Küçük deniz kaplumbağalarının yüzdüğü havuzlu bir kapıdan çıkılan bahçe, komşusu Aya Triada Kilisesi’nin muhteşem estetiğiyle uyum içinde. Yunanli Turistlerin özellikle uğrak mekanı.

Zambak Sokak – Lüks Nermin: 1950′li yıllarda fuhuş yuvası olan sokakta, Lüks Nermin isimli sosyetik mama, yabancı diplomatlar ve yabancı yüksek seviyede çalışmış kişiler müşterilerindendir. Endonezya tarafından protesto edilmemize sebep olan Lüks Nermin Endonezya devlet başkanı Sukarno Türkiye’yi resmi ziyareti sırasında, bir kadınla beraber olmak ister. Zamanın yönetimi  Lüks Nermin’in evinden bir kadın bulur. Sukarno ile beraber olup, memnun ülkesine döner. Bir süre sonra Endonezya Devlet Başkanının belsoğukluğu olduğu haberi gelir. Siz bize bulaştırdınız deyip, devlet ilişkileri iyice gerilir bu olayla Lüks Nermin’in sonu gelir. Evi kapatılıp, hapse girer sebep olarak yatakların altından çıkan dolarlar gösterilir.

Aya Triada Klisesi: İstiklal caddesi, Meşelik sokak ve Sıraselviler Caddesi köşesinde bulunan kilisedir. O yarımada kiliseye de aittir. Tüm hamburgerciler, kuruyemişciler, burger king vs. kiliseye kira ödeyerek kilisenin ayakta kalmasını sağlamaktadır. İstanbul’daki en büyük Rum Ortodoks kiliselerinden biridir. 1865 yılındaki kolera salgını nedeniyle Şişli’ye nakledilen mezarlık arsası üzerine inşaa edilen kilise,neogotik üslupdaki cephesi, kubbe yapısındaki Bizans mimarisi etkisi, Ortaçağ etkili pencereleri ve neoklasik çan kulesiyle seçmeci bir üsluba sahiptir. Adını Hıristiyanlıktaki Kutsal Üçlü’den alan haç planlı kilisenin 2 çan kulesi vardır ve duvarları dini simgelerle, tavanı ise şahane fresklerle bezenmiştir. Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’nin dev ağaçlar ve çalılıklar ile kaplı iç bahçesi, Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nin hareketli kalabalığından yalnızca birkaç metre uzaklıkta bulunur.

Tags: , , , , , , ,

Subscribe

Subscribe to our e-mail newsletter to receive updates.

One Response to “Beyoğlu”

  1. Nigar eylan
    14 Nisan 2012 at 19:13 #

    Beyoğlu gezisinin özeti bukadar güzel olabilir bilgilerimizi tekrar ettim çoook teşekkürler