Amerika

Amerika kıtanın adı fakat bugün herkes bu adı, bir devleti kastederek kullanıyor ki o devlet kıtadan daha büyük olduğundan. Yeryüzünün bütün insanları, renkleri, dilleri, sesleri, ezgileri, inançları, yapıları, lezzetleri var orada.

Amerika bir rüya. Amerikan rüyası herkesin ruhunu, zihnini bir şekilde sarıp kuşattı. Çünkü o hakikaten de dünyada görülebilecek en büyüleyici rüyalardan biri.

Amerika’ya giden yollar önce sıkı bir kontrolle başlıyor ve telaşlanıyoruz. Vize almak zor gibi görünüyor sıramızın gelmesini beklerken yaptığımız gözlemlerle. Tipinizden mesleğinize, İngilizce yeterli derecede bilip bilmemenizin testinden, daha önce nerelere gittiğinize kadar her şey soruluyor. Sıra bize geldiğinde konsolosluk memuru mesleğimizi sorup ikinci bir soru sormadan onaylandığını söylüyor ve şaşkınlıkla yanından ayrılıyoruz.

Yolculuğa hazırlanma kısmı için birkaç önerim turistik seyahat planlıyorsanız valizinize gündelik giyecek rahat kıyafetler ve mümkünse oradan yapabileceğiniz alışverişi de düşünerek valizinizi olabildiğince boş götürmek. Artık eskimiş atmayı planladığınız  flip flop terlikleriniz, eski tişörtlerinizle gayet paspal bir şekilde gidip dönüşte eskiyen kıyafetlerin yerine yenileri ile doldurup valizin tam anlamıyla kullanabilmek için yeterli birkaç tüyo.

Yolculuk günü gelip çattığında şaşkınlıklarınızın ardı arkası kesilmiyor. Amerika yolcuları havaalanında garip sorulara tabi kalıyor. Valizinizi kiminle beraber hazırladığınızdan tutunda son birkaç günde evinize birileri gelip valizinizle başbaşa kalacak bir durum yaşayıp yaşamadığından, havaalanına nasıl ulaştığınıza kadar birçok şaşkınlık verici soruların muatabı oluyorsunuz. Dünya Ticaret Merkezi, Oklahoma ve Atlanta Olimpiyat Oyunlarında ki terörist eylemlerden sonra işi epeyce ciddiye almışlar.

Amerika dev bir ülke. Bütün ölçüler normalin üzerinde. Amerikan halkının yaklaşık dörtte biri 100 kilonun üzerinde. Fast food kültürü ülkenin kasalarını olduğu gibi insanlarını da devleştirmiş. Bu kocaman insanlar elbette bizler için normal ölçülerdeki otomobillere binecek değiller. Onlar tıpkı kendileri gibi kocaman arabalarla seyahat ediyorlar. 10 metrelik Cadillac’ları, 15 metrelik Limuzin’leri gördüğünde insan bir devler ülkesine geldiğini hissediyor.

New York’a olan 10 saat 55 dakikalık uçuşun ardından John F Kennedy Havaalanına iniyoruz yaklaşık 2 saat alanda oyalandıktan sonra diğer uçuş rotamızı Orlando’ya çevirip, Orlando International Airport’a  2,5 saatlik uçuşla, turumuzun önemli 2 uçuş seramonisini atlatıp varıyoruz.  Jetlag sersemliği ile Orlando’da akşamın olmasınıda göze alarak ilk akşamı otelde geçirip derin bir uykuya geçiyoruz.

Orlando

Sabah saat 05:00 Batu’cum dahil hepimiz gayet uykumuzu almış güne başlamaya hazır uyanıyoruz. İşin kötüsü bu 13 günlük ABD seyahatinin 10 günü bu şekilde bir uyku düzeni yaşıyoruz. Saat 7:00 de duşlar alınmış, makyajımı yapmış, Batuşumun çantasını hazırlamış, internete girip canlarımla iletişime geçilmiş artık gezmeye hazırız moduna geçilmiş kıvamda yaşıyoruz günleri.

İlk gün Batuşa söz verdiğimiz üzere erkenden Walt Disney-Magic Kingdom’ a gidiyoruz. Olağanüstü ihtişamla açılışı yapılan havaii fişekli gösterisiyle Mickey Mouse, Mini Mouse, Donald Duck, Daisy, Gufi ve diğerleri tam kadro gösterilerini yapıp o coşkunun içine bizi aldı. Batu’yu biraz daha mutlu edebilmek adına söylediğim birkaç masum yalanla günü akşama kadar o keyifle geçti. Gösterinin sadece Batu’ya özel, Batucuk geldiği için yapıldığını düşünüp, düşünüp daha bir keyfe geldi.

Halkın geneli ülke ekonomisinin durumu, doların değeri, meyve sebze üretimi gibi konularla ilgilenmek istemiyor. Bunları küçük bir azınlığa bırakmayı yeğliyor. Gözler ve arzular hep başka dünyalarda. Başka bir gezegeni, başka bir atmosferi arıyor Amerikalı. Bu yüzden de hep beyninin sınırlarını zorlayarak yeni alemlerin keşfi ya da tesisi için çalışıyor.

Ve Amerika’lının özlemlerini, hayallerini, heyecanını dünya ölçülerinde maddeleştirdiği, aynı zamanda da projelerini ortaya koyduğu, bir anlamda da aklının dibini gösterdiği ihtişamlı ülke Magic Kingdom. Amerika, insan beyninin ulaştığı son noktaları ve gelecekte içinde yaşamak istediği modelleri burada sergiliyor kesinlikle.

Uzaktan her şey bir oyun gibi görünüyor. Disney World bu dünyadan çok uzakta bir dünya. Hiçbir şeyi yeryüzündekine benzemiyor. Her şeyden önce teknolojinin, dolayısıyla insan aklının zirvesini simgeliyor bu ülke. 360 derecelik silindirik perdelerinde, kendinizi maceranın tam ortasında bularak izlediğiniz filmler, izleyici koltuklarının tren şekline dönüşüp farklı mekanlara taşınmasını sağlayan sinema salonları, perdeden dışarı fırlayıp izleyiciyi ham diye yutan canavarlar, sahnelerinde aktör yerine robot oyuncuların kullanıldığı tiyatrolar,  insanı, uzayda şöylece bir gezinti ve oradaki yaşama modelleri. Gerçekten de bir sihir mi diye düşünüyor insan. Ama değil. Hepsine dokunabiliyorsunuz. Hatta hepsinin tekniği, incelikleri uzmanlar tarafından anlatılıyor. Sihir yapılmadan önce formülü açık açık veriliyor. Dünyada parayı ilk kullanan milletin Lidyalılar olduğu söylenir. Parayı en iyi kullanan milletin de Amerikalılar olduğundan hiç kimsenin şüphesi olamaz. Amerika’da bütün çarklar parayla dönüyor. Bu, Amerikalı’nın parayı çok sevdiği anlamına gelmiyor. Ama o parayı kullanmayı çok iyi biliyor.

Her olay, her konu hemen ticari bir proje ya da ürün haline dönüştürülüyor. Bir modacının ölümü, bir basketbolcunun aşk hayati, çizgi film kahramanları, daha olayın cereyan ettiği anda hemen para kazandırmaya başlıyor. Her şey öncelikle bir tişört ya da bir maskot üzerinde sembolleşerek piyasalara dağıtılıveriyor.

Bir taraftan her şeyi paraya çevirebilme yeteneği, bir yandan da büyük ülke olmanın sonucu olsa gerek, Amerika nesi var nesi yoksa sergiliyor. Amerikalı en egzantrik objelerin, en ucube konuların dahi müzesini açmış. Çocuk müzesi, posta müzesi, uzay müzesi, zenci müzesi, su müzesi, metal müzesi, alkol müzesi, eklembacaklılar müzesi, üç ayaklı masalar müzesi…  Her gün binlerce kişi geziyor müzeleri. Milyonlarca dolar para bırakıyorlar buralara. Her müzenin, teşhir salonlarından daha geniş bir de alışveriş bölümünün olduğunu söylemeye gerek bile yok. Maksat sergi mergi değil zaten, para.

Sergilere yada ünlü mekanlara girerken arkada bulunduğunuz yere ait bir kare ve bir fotoğrafçıların bolca olduğu ülkede heyecanla foto çektirip, çıkarken o keyifle satın aldığınız fotoları min. 20 dolardan hesaplarsanız bu işi bildiklerinden şüphe duymazsınız.

Universal film şirketi sadece ziyaretçilerin gezebilmeleri için binlerce metrekare alana özel stüdyolar inşa etmiş. Burada bir yandan klasikleşmiş Amerikan filmlerinin çekim teknikleri, film hileleri, orjinal sahneler sergilenirken bir yandan yine büyülü animasyonlar hazırlanmış. Küçük bir tekne yolculuğunda Jaws’la savaşma, kendinizi King Kong’un avucunda bulma, E.T. ile uzayın derinliklerinde kaybolma ya da Deprem’in dehşetini yaşama imkanları tesis edilmiş. Yine şaşırıyor insan, hayretlere düşüyor ve alkışlamadan edemiyor. Amerika, aklı zorlayan akılların ülkesi olarak yer ediyor beyinlerde.

Miami

Oyun parklarında geçirdiğimiz yaklaşık 4 günün sonunda rotamızı Miami’ye çeviriyoruz. Orlando’dan arabayla 375 km sonra ulaştığımız Miami’de keyifli bir akşam yemeği ile günü sonlandırıyoruz. Amerika’nın en çılgın eğlence hayatını barındıran Miami’de mutlaka gece hayatının, canlı müzik klüplerinin ve latin danslarının keyfini çıkarmalısınız. Puro satıcıları, mobilyacılar, cafeleri ve dans klüpleri ile adeta minik Küba olan Little Havana’nın kalbi olan Calle Ocho sokağında Küba restoranı Versailles’da eşsiz lezzetler tadabilir, yemekten sonra da bir cubano yani Küba kahvesi içebilirsiniz.

Yılın her günü parıldayan bu bölge beyaz kumlu sahilleri, masmavi denizi ve ünlülerin takıldığı neon ışıklı birbirinden farklı gece kulüpleriyle insanı adeta büyüleyen bir yerdir. Miami Beach’in batı köşesinde bulunan Palm, Star ve Hibiscus adaları birçok ünlü sanatçının lüks içinde yaşamlarını sürdürdüğü evlerinin bulunduğu küçük adalardır.

Star Adası, Miami Sahili kıyısına inşa edilmiş bir yapay oluşumdur. Ada üzerinde görkemli mimarileriyle dikkat çeken devasa malikâneler yer almaktadır. Bu malikânelerin birçoğu Will Smith, Madonna, Lenny Kravitz, Shaquille O’Neal, Rosie O’Donnell, Puff Diddy ve Gloria Estefan gibi dünyaca ünlü yıldızlara aittir.

Star Adası’na giriş çıkışlar bir güvenlik ekibi tarafından kontrol edilmektedir bu nedenle çoğu turist adayı özel bir mülk zannetmektedir. Ancak bu doğru değil, Star Adası’na gitmek ve sokaklarında gezinip büyüleyici malikâneleri seyretmek herkes için serbest.

Bu küçük ama prestijli adada Hollywood yıldızlarının yaşadıkları ultra lüks evleri görmek ve şansınız varsa biriyle karşılaşıp imza istemek, heyecanlı bir gezi deneyimi yaşamanızı sağlayabilir.

Everglades Alligator Farm

Miami’de geçireceğimiz ilk gün havanında bulutlu olmasını fırsat bilerek bu muhteşem deneyimi yaşayabilmek için Everglades Alligator Farma geçiyoruz. Yolda başlayan sağanak yağmur, şimşek ve gök gürültüsü eşliğinde macera dolu yolun sonunda çiftliğe ulaşıyoruz. Yağmurluklarımız yanımızda etrafın tadını çıkaralım derken yağmur diniyor ki keşke dinmese bizde yağmurlukları çıkarıp kendimizi timsahların bol bulunduğu bu bataklık çiftliğinde sivrisineklere yem etmemeyi başarabilseydik. Olayın heyecanını yaşarken olanlardan habersiz etrafın, ürkütücülüğün ve showların keyfini çıkarmaya başlıyoruz. Önce timsahların beslenme saati bir show eşliğinde gerçekleşiyor. Ölmüş beyaz fareler timsahlara ziyafet oluyor. Ardından boy boy yılanlar gösterinin baş kahramanları oluyor. Çocuğumu kendim gibi yapmayacağım güya cesur yapacağım. Atıyorum Batu’yu yılanların yanına elinde tutup, bize gayet sakin pozlar veriyor.  Ardından airbotla bataklıkta macera dolu gezintiye başlıyoruz. Önce kulaklıklar dağıtılıyor, bottan çıkan ses inanılmaz gürültülü. Botun ulaştığı hız yeterince heyecan verici üstelik bataklık olduğunu bildiğin ve bir sürü timsaha yuva olan bu sazlıklar arasında o hızla gitmek tarif edilmez bir deneyim. Çocukla binmenin hiçbir tehlikesi yok. Ama klasik bir Türk annesiyseniz (evhamlı ve pimpirikli) ne yapıyosun sen bu çocukla kafayımı yedin diyebilirsiniz.

Tabiki bu gezinti sırasında Amerika’lının olağanüstü düşünceleriyle timsah yemleri satın alabileceğiniz noktalar, kurutulmuş timsah kafaları gibi bir sürü hediyelik noktaları mevcut.

Amerika pek çok özelliğinin yanı sıra dünyada en fazla suç işlenen ülke olarak da anılır. Dakikada şu kadar tecavüz, gasp, cinayet vs. diye dillere sakız olmuştur. Amerikan filmlerindeki vazgeçilmez sahnelerden birisi, sirenleriyle caddeleri jet hızıyla kateden polis arabalarıdır. Doğrusu yüzeysel görüntü, o kadar da yoğun bir suç ülkesi olmadığı izlenemini veriyor. Gerek gece gerek gündüz sokaklarda olağanüstü bir disiplin göze çarpıyor. Bu büyük ihtimalle, pek çok suç için Amerikan yasalarında öngörülen çok ağır cezalara bağlı. Amerikan yönetimi ülkede dirlik düzenliği sağlamak için çok ciddi bir kontrol ve ceza mekanizması geliştirmiş.

Amerika’da yollar kaymak mı kaymak, intizam mükemmel mi mükemmel. Kurallar ferman gibi. Çiğneyenin vay haline. Bütün malına mülküne haciz gelmekten müebbet hapse kadar gidiyor. Eğer bir kitle ulaşım aracında yolcu iseniz ve adam gibi yerinizde oturmuyorsanız, şöförün size darp uygulama hakkı var.

Amerikan yönetimi sigara konusunda tam bir askeri zihniyet içinde. Ülkenin neredeyse hiçbir yerinde sigara içilmiyor. Eğer sigara içiyorsanız, bayağı aşağılık bir yaratık muamelesi görüyorsunuz. Dünyanın her yerine sigara pazarlayıp içilmesini teşvik eden Amerika, kendi ülkesinde tam aksi bir politika uyguluyor.

New York

Son ABD içi uçuş Miami’den Baltimore’a gerçekleştirip, önce New Jersey’de 1 gece konaklama sonrasında ki sabah New York’a ulaşıyoruz. Bu kısımdan sonra alışveriş serbest :) Şehrin ihtişamını doya doya yaşabilmek adına hemen Hop on Hop Off otobüs turlarına katılıyoruz ve bunu tüm New York’ta geçirdiğimiz günler tekrarlıyoruz. İlk durağımız Top Of  The Rock’tan keyifli Manattan manzarasını izlemek.

Top of the Rock, 30 Rockefeller Center’ın tepesi. Hani şu meşhur “gökdelen inşaatının tepesinde yan yana dizilmiş oturarak yemek arası veren işçiler” posteri vardır ya işte o ünlü fotoğraf bu binanın inşaatındanmış. Rockefeller Center’in 67. Katına doğru 40 saniye süren bir yolculukla çıktık. Asansörün şeffaf tavanına yansıtılan ışıklar, uzaya ışınlanıyoruz hissi yaşattı bize.

Empire State, Central Park,  Brooklyn Köprüsünü ve ikiz kulelerin olduğu alan ve yerine yapılan binanın uzaktan görüntüsünü burdan izlemek acayip bir his veriyor insana.

Rockefeller 1933 yılında inşaatı tamamlanmış ve her yıl başı önüne kurulan noel ağacı ülkenin en büyük noel ağacı olma özelliği bulunuyormuş. Ayrıca Empire State binası ikiz kuleler yıkıldıktan sonra ülkenin en yüksek binası olma özelliğini yeniden kazanmış.

New York, uyumayan şehir dünyanın her yerinden insanı bulabileceğiniz bu şehirde gökdelenlerin arasında sıkışmış o güzelim parktan bahsetmeden olmaz evet tahmin edebildiğiniz gibi Central parkta dilerseniz piknik yapın, dilerseniz güneşlenin yada bizim gibi oturup birşeyler içip, doya doya fotoğraf çekip insanları gözlemleyin. Sheep Meadow alanında gelen herkesin yanında piknik sepetini getirdiği çok çok büyük bir alan parkın sadece küçük bir kısmını oluşturuyor.

Time Square meydanına çok yakın olan otelimiz dolayısıyla sadece bir kez değil kaldığımız tüm günler doya doya tadını çıkarabildiğimiz meydan. O ışıl ışıl reklamların olduğu, hard rock cafenin olduğu meşhur time square. İnsanlar öylece durup hatta oturup ışıkların büyüsüne, binaların ihtişamına kapılıp etrafı izliyor, fotoğraf çekiyor. Çıplak kovboylar, kedi kızlar, liberty özgürlük anıtının kostümlerini giyenlerle fotoğraf çektimekler ve niceleri..

Madame Tussauds’ın meşhur balmumu müzelerinden biride Manattan’da mevcut vakitle ilgili sıkıntısı olmayan ziyaret edebilir, içinde korku sinemaları, 3D filmlerle zenginleştirilmiş keyifli bir müze.

Buralara kadar geldim alışveriş yapmadan dönmem diyenlerdenseniz bölgenin en güzel en ekonomik outleti Woodbury Common Premium Outlets’e uğramadan dönmeyin, zira 1,5 gün boyunca benim gibi dolansanız da dönünce rüyalarınıza alamadığınız, kararsız kalıp vazgeçtiğiniz şeyleri görmeniz olası…

Uğramadan dönmeyin diyeceğim mekanlar;

  • Hard Rock Cafe (bar&restorant)
  • Hooters (bar&restorant)
  • The Cheesecake Factory
  • 5 Napkin Burger (bar&restorant)
  • Premium Outlets Woodbury
  • Pier 16
Karma resimlerden oluşan video için link:
Karma resimlerden oluşan video için link:

 

 

Tags: , , , , , , , ,

Subscribe

Subscribe to our e-mail newsletter to receive updates.

One Response to “Amerika”

  1. Burcu Sözer
    09 Ekim 2012 at 12:30 #

    Yazını okuyunca Amerika anılarım canlandı gözümde. Tekrar gitmiş gibi oldum canım sayende, ellerine sağlık:)